www.osmanitarih.tr.gg
   
 
  OSMANLI KULTURU
OSMANLI KÜLTÜR VE MEDENİYETİ

1) MERKEZ YÖNETİMİ

I. SARAY :Osmanlıda ilk saray Bursa’da yapıldı. Topkapı Sarayı; Birun(Dış) ve Enderun(İç) olarak ikiye ayrılırdı. Birun; sarayın giriş kapısı ile orta kısmı arasındaki bölümdür. Enderun; padişahın özel yaşamının geçtiği yer ve eğitim faaliyetlerinin yapıldığı bölümdür.

II. İSTANBUL’UN YÖNETİMİ: Adalet işlerine Taht kadısı, güvenliğine Yeniçeri Ağası, belediye işlerine Şehremini, Sivil halkın güvenliğine Subaşı ve Asesbaşı bakıyordu. 

Hükümdarlar BEY, GAZİ, HÜNKAR, SULTAN, HAN, PADİŞAH gibi unvanlar kullanırlardı. Hükümdarlık, babadan oğula geçerdi. Şehzade denilen padişah çocukları, “LALA” denilen deneyimli hocalar gözetiminde küçük yaşta sancaklara vali olarak atanırlardı. Şehzadelerin burada devlet yönetimi, askerlik ve diğer konularda tecrübe kazanması sağlanırdı. Bu şekilde şehzadelerin yetiştirilmesine “SANCAK SİSTEMİ” denirdi. I. Ahmet döneminde bu durum kaldırıldı. Bunun yerine şehzadelerin sarayda yetiştirilmesi esasına dayanan “KAFES USULÜ” getirildi. Kafes sistemi, şehzadelerin tecrübe kazanmasını engellediği gibi onların ruh sağlığını bozuyor ve pasif kalmasına neden oluyordu.
Yine I. Ahmet döneminde veraset sisteminde şöyle bir değişiklik yapıldı : “ AİLENİN EN AKILLI VE YAŞLI ÜYESİNİN TAHTA GEÇMESİ” kural haline geldi. Bununla taht kavgalarının engellenmesi amaçlandı.
Osmanlı’da devlet işlerinin görüşülüp, karara bağlandığı kurula “DİVAN-I HÜMAYUN” denirdi.Osmanlı devletinde Divan teşkilatını kuran Orhan Bey’dir. Divanıhümayun toplantılarına başlangıçta padişahlar başkanlık ederlerdi. Fatih zamanında Divan toplantılarının başkanlığı Sadrazama(Veziriazama) bırakıldı.

DİVAN-I HÜMAYUN’UN ÜYELERİ   :

Veziriazam (Sadrazam): Padişahın vekili sayılırdı. Önemli devlet adamlarını atamak ya da görevden almak, padişah katılmadığı zamanlarda orduya komuta etmek, Divanıhümayun toplantılarını yönetmek başlıca görevleriydi.

Vezirler: Bilgili ve yetenekli devlet adamları arasından seçilirler, veziriazamın verdiği görevleri yaparlardı. Bugünkü devlet bakanlarına benzerdi.

Kazaskerler: Divanda büyük davalara ve askeri davalara bakarlar, kadı ve müderrislerin (medrese hocaları) atama ve görevden alma işlerini yaparlardı. Bugünkü Milli Eğitim ve Adalet Bakanlığı’nın görevlerini yaparlardı.

Defterdarlar: Devletin bütün gelir ve giderlerinden sorumluydular. Bugünkü Maliye Bakanı’nın görevlerini yapardı.

Nişancı: Padişah fermanlarına ve mektuplara padişahın tuğrasını (imzasını) çekerdi. Ayrıca fethedilen toprakları tapu defterlerine kaydeder, dirliklerin dağıtımını yapardı.

Şeyhülislam: Divanıhümayun’da alınan kararların İslamiyet"e uygun olup olmadığına dair fetva verirdi.

Kaptanıderya: Donanma komutanıydı. İstanbul"da olduğu zamanlarda Divan toplantılarına katılır, donanma ve tersaneler hakkında bilgi verirdi.

Yeniçeri Ağası : İstanbul’un güvenliğinden sorumludur.

Reisülküttap: Dış işlerden sorumludur.

NOT>>>>> 19. yüzyılda II. Mahmut tarafından Divanıhümayun kaldırıldı. Yerine Bakanlıklar kuruldu.

Osmanlı Devletinde Yönetici sınıf, (Askeri Sınıf) 1) Seyfiye, 2) İlmiye, 3) Kalemiye diye üçe ayrılırdı.

1) Seyfiye(Ehl-i Örf); yönetim-askerlikle görevliydi. Veziriazam, Vezirler, Yeniçeri Ağası, Kaptan Paşa bu sınıfın üyeleridir.

2) İlmiye(Ehl-i Şer) ise, adalet ve eğitimle görevliydi. Kazasker, Şeyhülislam(müftü), Kadı ve Müderrisler bu sınıfın üyeleridir.

3) Kalemiye(Ehl-i Kalem) ; yazı işleriyle görevlidir. Defterdar, Nişancı, Reisülküttap bu sınıfın üyeleridir.

2) TAŞRA YÖNETİMİ
Eyaletler idare bakımından üçe ayrılmıştı. Bunlar;
a) Merkeze Bağlı Eyaletler: Bu eyaletlerde Tımar Sistemi uygulanırdı. Vergisiz(saliyanesiz=yıllıksız) eyaletlerdir. Anadolu ve Rumeli eyaletleri idi. Bu eyaletlerin başında beylerbeyi bulunurdu. Eyaletler sancakbeyi tarafından yönetilen sancaklara, sancaklar da kazalara ayrılmıştı. Kazalarda belediye ve adalet işlerine kadı, askerlik işlerine subaşılar bakardı. Kazalar da nahiye ve köylere ayrılmıştı.

b) Özel Yönetimli Eyaletler: İltizam(vergi) sisteminin uygulandığı yani vergili(saliyaneli=yıllıklı) eyaletlerdir.
Örnek : (Trablusgarp, Mısır, Tunus vb.)

c) İmtiyazlı Eyaletler: İçişlerinde serbest, dışişlerinde Osmanlıya bağlı eyaletlerdir. Her yıl düzenli olarak vergi öderler. Savaş zamanında Osmanlı ordusuna katılırlardı. Örnek : (Kırım, Eflak, Boğdan, Erdel gibi)

NOT>>>> 19. yüzyılda eyalet yönetiminde değişiklikler oldu. II. Mahmut zamanında bugünkü İl(şehir) sistemine benzer bir yönetim kuruldu.

LONCA TEŞKİLATININ GÖREVLERİ   :
•    Üye sayısını, ürünlerin kalitesini ve fiyatını belirlemek
•    Esnaflar arası ve esnaf-devlet arası işbirliğini sağlamak
•    Üyelerinin zararlarını karşılamak ve kredi vermek

3.TOPRAK YÖNETİMİ

Osmanlı toprakları ; Miri , Mülk ve Vakıf Topraklar olmak üzere 3’e ayrılmıştır :

A) Miri Topraklar (Devlete Ait Topraklar): Osmanlılarda fethedilen topraklar devletin malı sayılırdı. Bu topraklar tapu defterlerine kaydedilir, yıllık gelirine göre sınıflandırılırdı. Toprağı kullanma hakkı üzerinde yaşayan halka verilmişti. Halk bu toprağı istediği gibi ekip biçerdi. Toprağını iyi ekip biçmeyen ya da üst üste üç yıl boş bırakanlardan topraklar geri alınır, başkasına verilirdi. Böylece tarımda üretimin sürekliliği sağlanırdı.

Miri topraklar kendi arasında  7 kısma ayrılır :

1) Dirlik topraklar :Bu topraklarda yaşayanlar devletin kiracısı olarak kabul edilirlerdi. Bu nedenle de topraktan elde ettikleri gelirin bir kısmını devletin gösterdiği kişilere vergi olarak verirlerdi. Bu kişiler asker ya da memur olabilirdi. Bunlar devletten maaş almazlar, elde ettikleri bu gelirle geçinirlerdi. Dirlik topraklar da kendi arasında HAS,  ZEAMET  ve  TIMAR olarak üçe ayrılır :
a) Has; veziriazam, vezirler, beylerbeyi gibi büyük devlet adamlarına verilirdi.
b) Zeamet; kadı, subaşı gibi orta dereceli memur ve askerlere verilirdi.
c)Tımar; savaşta yararlık gösteren askerlere ve bazı küçük devlet memurlarına verilirdi.
Dirlik sahipleri topladıkları vergilerle hem kendi geçimlerini sağlarlar, hem de gelirlerine göre atlı asker beslerlerdi. Bunlara tımarlı askerler denirdi. Bu askerler barış zamanında asayiş ve güvenliği sağlar, üretimin sürekliliğini denetler, bir savaş zamanında da subaşı ve sancakbeylerinin komutasında sefere çıkarlardı.

2) Yurtluk topraklar: Sınır boylarındaki akıncılara verilir.

3) Ocaklık topraklar : Kale muhafızları ve tersane giderlerine ayrılan topraklardır.

4) Mukataa topraklar : Geliri doğrudan hazineye aktarılan topraklardır.

5) Paşmaklık topraklar : Padişah hanımlarına ve kızlarına verilen topraklardır.

6) Malikane topraklar : Devlete yararlılık gösterenlere mülk olarak verilir.

7) Metruk topraklar : Çayır, mera, otlak gibi halkın ortaklaşa kullandığı topraklardır.

B) Vakıf Toprakları: Bu toprakların gelirleri cami, medrese, kervansaray, aşevi, hastane gibi sosyal kurumların giderlerine harcanırdı. Bu topraklar satılamaz, miras bırakılamazdı. Devlet bu topraklardan vergi almazdı.

C) Mülk Topraklar: Genelde padişah tarafından kişilere mülk olarak verilen topraklardı. Bu toprak sahipleri topraklarını istedikleri gibi kullanırlar, miras bırakabilirler, isterlerse satabilirlerdi. Müslümanlara verilenlere Öşriyye topraklar, gayri Müslimlere verilenlere de Haraciyye topraklar denir.

TIMAR SİSTEMİNİN FAYDALARI :
•    Tarımda süreklilik ve verimlilik sağlanıyordu
•    Devlete yük olmadan atlı asker besleniyordu
•    Köylerin asayiş ve güvenliği sağlanıyordu
•    Devlet vergi toplama külfetinden kurtulmuş oluyordu.


4. MALİYE

Osmanlı Devleti"nde maliyenin başında “Defterdar” bulunuyordu. Osmanlılarda ilk parayı bakır olarak Osman Bey bastırmıştır. İlk gümüş parayı ise Orhan Gazi ve ilk altın parayı Fatih bastırmıştır.

NOT>>>>> Osmanlı Devleti ilk kez Kırım Savaşı sırasında Avrupalı devletlerden borç almıştır (1854).

5. ORDU VE DONANMA

İlk düzenli ordu, Orhan Gazi zamanında Yaya ve Müsellem (atlı) adıyla kurulmuştur. l. Murat devrinde “Kapıkulu Ordusu” kuruldu.

Ordu; Kapıkulu Askerleri, Eyalet Askerleri ve Yardımcı Kuvvetler olarak 3’e ayrılır:

A-Kapıkulu Askerleri :
Bunlar doğrudan padişaha bağlı ve üç ayda bir maaş (ulufe) alan askerler olup ayrı bir kanunla özel olarak yetiştirilirlerdi. Barış zamanında İstanbul ve çevresinde oturur, buraların güvenliğini sağlarlardı. Savaş zamanında da ordunun merkezinde yer alırlardı.

Kapıkulu askerleri Piyade (yaya) ve Süvari (atlı) olmak üzere ikiye ayrılırlardı  :

I) Kapıkulu Piyadeleri : Bunların tamamı yayalardan oluşurdu. Savaş araç ve gereçlerini yaparlar, tamir ederler ve savaş alanına taşırlardı. Acemi Oğlanlar, Yeniçeriler, Topçular, Humbaracılar, Cebeciler, Sakalar ve Lağımcılardan oluşurdu.

II) Kapıkulu Süvarileri : Bunların tamamı atlı olup savaş sırasında padişahı, hazineyi ve ordunun ağırlıklarını korurlardı altı bölükten oluşurdu. Silahtar, Sipah, Sağ Garipler, Sol Garipler, Sağ Ulufeciler, Sol Ulufeciler.

B-Eyalet Askerleri :

I) Tımarlı askerler gelirdi. Bunlar merkeze bağlı eyaletlerde dirlik sahiplerinin besledikleri atlı askerlerdir. Bu sınıf tamamen Türklerden oluşup, kuruluş ve yükseliş devirlerinde Osmanlı ordusunun asıl askerî gücünü oluşturmuştur. Tımarlı sipahiler, barış zamanında bulundukları yerlerin güvenliklerini sağlar, savaş zamanında ise savaşa katılırlardı.

II) Akıncılar: Sınır boylarında otururlardı. sınırları korumak, düşman topraklarına akınlar düzenlemek, orduya rehberlik etmek ve düşman hakkında istihbarat bilgileri toplamak başlıca görevleriydi.

C- Yardımcı Kuvvetler : Kırım, Eflak, Erdel, Boğdan gibi Bağlı beylik ve eyalet askerlerinden oluşurdu.

DONANMA

Osmanlı Devleti"nde ilk denizcilik faaliyetleri Orhan Bey devrinde Karesi Beyliği"nin alınmasıyla başlamıştır. İlk Osmanlı tersanesi Yıldırım Bayezid devrinde Gelibolu"da kurulmuştur. Osmanlı denizciliği Fatih zamanında büyük gelişmeler göstermiş, Kanuni zamanında ise altın çağını yaşamıştır.                    


B. HUKUK SİSTEMİ - SOSYAL ve EKONOMİK HAYAT

1. HUKUK

Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren adalete büyük önem vermiştir. Din dil ırk ayırımı yapılmamış, herkes kanun önünde eşit sayılmıştır. 19. yüzyıla kadar kaynağı İslamiyet olan Şeri hukuk ile kaynağı Türk töresi olan Örfî hukuk kuralları uygulanmıştır. Osmanlılarda eyaletlerdeki davalara kadılar bakardı. Yüksek devlet görevlileri ile askeri davalara ise kazaskerler bakardı. Yargı tam anlamıyla bağımsızdı. Kadıların verdiği kararlardan memnun kalmayanların davalarına kazaskerler tarafından divanda bakılırdı. Müslüman olmayanların davaları (ceza davaları hariç) kendi din kurallarına göre kendi kilise veya havralarında çözümlenirdi.

Fatih zamanında hukuk kuralları “Kanunname-i Âli Osman” adıyla yazılı hale getirilmiştir. Bu kanunlara Kanuni zamanında eklemeler yapılmıştır. 19. yy.da Avrupa hukuk kurallarına benzer yeni hukuk kuralları yapılmıştır. 1876"da ilk Türk anayasası olan Kanun-i Esasi hazırlanmıştır. Bütün bunların dışında azınlıklar için de ayrı hukuk kuralları yapılmıştır. Bu durum hukuk kargaşasına yol açmıştır.


2. SOSYAL HAYAT

Osmanlı Devleti"nde halk siyasî bakımdan; yönetenler (askerîler) ve yönetilenler (reaya) olarak ikiye ayrılabilir. Dinî bakımdan; Müslümanlar ve Gayrimüslimler olarak (Hristiyan ve Musevî) ikiye ayrılırlar. Ekonomik faaliyetler bakımından ise; çiftçiler, esnaflar, tüccarlar ve göçebeler olarak dörde ayrılabilir. Osmanlı Devleti"nde sosyal açıdan tam bir özgürlük vardı. Müslüman olmayan halk kendi geleneklerine göre yaşardı. Ancak herkes devletin koyduğu kurallara uymak zorundaydı.

3. EKONOMİK HAYAT

Osmanlılarda ekonominin temelini tarım, hayvancılık ve ticaret oluştururdu. Devlet bu alanlardaki gelişmeleri desteklerdi. Özellikle tarımın gelişmesine önem verilirdi. Tımar sistemi tarımın gelişmesine önemli bir katkı sağlamıştır. Osmanlılar ticarete de büyük önem vermiştir. Ticaretin gelişmesi için yollar üzerinde hanlar, kervansaraylar yapılarak hem tüccarların rahat etmesi amaçlanmış, hem de yolların güvenliği sağlanmıştır. Osmanlı Devleti"nde el işçiliği (zenaat) gelişmiştir. Denizli"nin dokumaları, Bilecik"in kadifeleri, Diyarbakır"ın ipekli kumaşları ünlü idi. Silah ve cephane Edirne"de imal edilirdi.

18. yy.da Sanayi İnkılabı"ndan sonra Avrupalı tüccarlar ürettikleri malları kapitülasyonların sağladığı imkanlardan yararlanarak Osmanlı pazarlarına satmaya başladılar. Bu durum Osmanlı sanayisini ve ekonomisini çökertmiştir.

C. EĞİTİM, ÖĞRETİM, BİLİM ve SANAT

1. EĞİTİM VE ÖĞRETİM

Medreseler: Osmanlı Devleti"nde en önemli eğitim kurumlarıydı. İlk, orta ve yüksek öğreniminin verildiği kurumlardır. Buralarda ders veren hocalara “Müderris” denirdi. En önemli medreseler Fatih ve Süleymaniye Medreseleridir. İlk Osmanlı medresesi Orhan Bey zamanında İznik"te açılmıştır. Medreselerde hem Kur"an, hadis, fıkıh gibi dini ilimler, hem de matematik, astronomi, tıp, felsefe gibi pozitif bilimler okutulurdu

Enderun Mektebi: Devlet memuru yetiştiren bir tür saray okulu idi.

Bunların dışında 18. yüzyıldan itibaren eğitim ve öğretimde önemli değişiklikler yapılmış, pek çok askeri, sivil ve teknik okul açılmıştır. 19. yüzyılda eğitim - öğretime verilen önem artmış, rüştiyeler (ortaokul), idadiler (lise) ve Darülfünun (üniversite) açılmıştır. Ayrıca azınlıklara ve yabancılara da okul açma izni verilmiştir. Ancak devlet eğitim kurumları üzerinde denetim kuramamış, bu durum eğitim karmaşasına yol açmıştır.

2. BİLİM, SANAT, MİMARİ

Bilim: Osmanlı padişahları, bilim adamları ve sanatçıları koruyup desteklemişlerdir. Kuruluş Devri"nde Suriye ve Mısır medreselerine öğrenci gönderilirken Yükseliş Dönemi"nde Türkistan, Mısır, Suriye ve İran"dan bilim adamı ve öğrenciler gelmiştir. Bunlar arasında en ünlüsü Fatih zamanında Türkistan"dan gelen, astronomi ve matematik bilgini Ali Kuşçu’dur. Piri Reis Denizcilik ve harita alnında eserler vermiştir. Evliya Çelebi ve Kâtip Çelebi seyahatname yazmışlardır. 17. yüzyıldan itibaren Osmanlılardaki bilimsel çalışmalar gerilemiştir.

Sanat ve Mimari: Osmanlılarda en çok gelişen sanat dalı mimari idi. Mimaride cami ve türbe gibi dini yapıların yanında, medrese, aşevi, hastahane, köprü, kervansaray, saray gibi eğitim, sağlık, askeri, ticari ve sosyal amaçlı yapılar da yapılmıştır.

18. ve 19. yüzyıllarda mimaride Avrupa"nın etkisi görülmüştür. Dolmabahçe Sarayı ile Yıldız Sarayı en önemlileridir. Osmanlılarda minyatür, çinicilik, hattatlık, oymacılık, nakkaşlık, ciltçilik de önemli sanat dalları arasında yerini almıştır. Resim ve heykelin İslamiyet"te yasak olması, bu alandaki gelişmeleri engellemiştir.

3. YAZI, DİL VE EDEBİYAT

Osmanlılar Arap alfabesini kullanmışlardır. Resmi dil Türkçedir. Türkçeye, Arapça ve Farsça birçok kelimenin katılmasıyla Osmanlıca ortaya çıkmıştır. Osmanlılar edebiyata da önem vermiştir. Karacoğlan, Köroğlu, Dadaloğlu gibi halk ozanları yetişmiştir. Saray ve çevresinde yaygın olan Divan edebiyatının en önemli temsilcileri Nedim ve Fuzuli"dir. 19. yüzyılda Avrupa edebiyatı Osmanlı toplumunu da etkilemiştir. Bu dönemde Namık Kemal, Şinasi, Ziya Paşa gibi edebiyatçılar yetişmiştir. 
 
osmanitarih.tr.gg
 
TARİHİ SÖZLER



Tehdide dayanan ahlak, bir erdemlilik olmadığından başka, güvenilmeye de layık değildir.

Birtakım kuşbeyinli kimselere kendinizi beğendirmek hevesine düşmeyiniz; bunun hiçbir kıymeti ve önemi yoktur.

Bir milletin ahlak değeri, o milletin yükselmesini sağlar.

Bir millet, zenginliğiyle değil, ahlak değeriyle ölçülür.

Saygısızlığın, saldırının küçüğü, büyüğü yoktur.

Samimiyetin lisanı yoktur. Samimiyet sözlerle açıklanamaz. O, gözlerden ve tavırlardan anlaşılır.

Medeniyetin esası, ilerlemesi ve kuvvetin temeli, aile hayatın-dadır. Bu hayattaki fenalık mutlaka toplumsal, ekonomik ve politik beceriksizliği doğurur.

Bir millette, özellikle bir milletin iş başında bulunan yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur.

Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur.

Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur.

İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri görülemez; millet ve devletin şeref ve bağımsızlığı elde edilemez, insaf ve merhamet dilenmek gibi bir kural yoktur. Türk milleti ve Türkiye'nin çocukları, bunu bir an akıldan çıkarmamalıdır.

Bağımsızlık, uğruna ölmesini bilen toplumların hakkıdır.

Dünyada ve dünya milletleri arasında sükûn, huzur ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur.

Türkiye'nin güvenini amaç edinen, hiçbir başka ulusun aleyhinde olmayan bir barış yolu, her zaman bizim ilkemiz olacaktır.

Biz Türkler, tarih boyunca hürriyet ve istiklal timsali olmuş bir milletiz.

Tam bağımsızlık denildiği zaman, doğal, siyasal, mali, adli, askeri, kültürel ve her alanda tam bağımsızlık anlaşılır.

Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.
Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır.

Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır.

Ben yaşayabilmek için, kesin olarak bağımsız bir ulusun evladı kalmalıyım. Bu yüzden ulusal bağımsızlık bence bir hayat sorunudur.

Ya istiklal, ya ölüm.

Bilim, gerçeği bilmektir.

Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız.

Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.

Birlik ve beraberlik; ölümden başka her şeyi yener.

Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.

Bugün vatanımızda bir milli kudret varsa, o cereyan, felaketlerden ders alan ulusun kalp ve dimağından doğmuştur.

Milli sınırlar içinde bulunan yurt parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.

Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller . ister.

Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz.

Cumhuriyet düşüncede, bilgide, sağlıkta güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister.

Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halkın gelişimini ve yükselişini sağlayan, onlardan esirlik, soysuzluk, dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur.

Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur.

Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.

Cumhuriyet fazilettir.

Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.

Denebilir ki, hiçbir şeye muhtaç değiliz, yalnız bir tek şeye ihtiyacımız var: Çalışkan olmak! Servet ve onun doğal sonucu olan rahat yaşamak ve mutluluk, yalnız ve ancak çalışanların hakkıdır. . Yaşamak demek çalışmak demektir.

Türk, öğün, çalış, güven.

Türk milletinin istidadı ve kesin kararı, medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir.
Medeniyet yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır.

İnkılap, Türk ulusunun son asırlarda geri bırakılmış kurumlarını yıkarak yerlerine, ulusun en yüksek uygarlık düzeyine ilerlemesini sağlayacak yeni kurumlar koymaktır.

Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir.

Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.

Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.
Türk dili, dillerin en zenginlerindendir.

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

Bir millet, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla kaimdir.

Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.

Ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz.

Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, bağımsız, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin bel kemiğidir.

Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur.

Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. Fikirler, şiddetle, top ve tüfekle öldürülemez.

Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklall ve cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu sonsuza kadar yaşatacak olan sizlersiniz.

Türk gençliği amaca, bizim yüksek ülkümüze, durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

Kadınlarımızın genel görev ve çalışmalarda paylarına düşen işlerden başka, en önemli, en hayırlı, en faziletli bir ödevleri de "iyi anne" olmalarıdır.

Ey kahraman Türk kadını, Sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

Dünyada her şey kadının eseridir.

Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar.

Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur.

Milletin kaynağı, toplumsal hayatın temeli olan kadın ancak faziletli olursa görevini yerine getirebilir.

Bir milletin kültür düzeyi üç safhada; devlet, düşünce ve ekonomideki çalışma ve başarılarının özüyle ölçülür.

Bir millet savaş alanlarında ne kadar zafer elde ederse etsin-, o zaferin sürekli sonuçlar vermesi ancak kültür ordusu ile mümkündür.

Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve fazilette dünya birinciliğini tutmaktır.

Kültür zeminle orantılıdır. O zemin milletin seciyesidir.

Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir.

Medeniyet öyle bir ışıktır ki, ona kayıtsız olanları yakar, mahveder.

Medeni olmayan milletler, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdur.

Büyük ve tarihi olayları ancak büyük milletler yaşayabilir.

Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır.

Felaketler insanları, zeki milletleri daima azimli ve yeni hamlelere sev keder.
Bir millete hizmet eden onun efendisi olur.

Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

Türk milleti kendisi için, kendi geleceği ve kurtuluşu için çalışan kimseleri ve kurullan zorluk karşısında bırakmayacak kadar yüksek vatanseverlik ve yüksek onur duygusuyla doludur.

Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin sınırı yoktur. İşte parola budur.

Bu millet, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Türk milletinin geleceği, bugünkü evlatlarının doğru görüşü, yorulmak bilmez çalışkanlığı ile büyük ve parlak olacaktır.

Milletimizin saf karakteri yetenekle doludur. Ancak bu doğuştan gelen yeteneği geliştirebilecek metodlarla donanmış vatandaşlar lazımdır.

Kurtulmak ve yaşamak için çalışan, çalışmak zorunda olan bir halkız. Bundan dolayı her birimizin hakkı vardır, yetkisi vardır. Fakat çalışmak sayesinde bir hakkı kazanırız. Yoksa arka üstü yatmak ve ömrünü çalışmadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuzda yeri yoktur, hakkı yoktur.

Halkın sesi, Hak'ın sesidir.

Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.

öğretmenler! Cumhuriyet sizden düşünceleri hür, vicdanı hür,irfanı hür nesiller ister.
öğretmenler! Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve ordularınızın zaferi için yalnız ortam hazırlar. Gerçek zaferi siz kazanacaksınız ve sürdüreceksiniz ve kesinlikle başarılı olacaksınız.

öğretmen, yıllar sonra ödülünü alır.

Bir milletin yenileşmesinde ölçü, musikide değişikliği alabil mesi, kavrayabilmesidir.

Millî, ince duygulan, düşünceleri anlatan, yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce, genel son musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu sayede, Türk milli musikisi yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir.

Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.

Yüksek bir insan topluluğu olan Türk Milleti'nin.tarihi bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.

Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz... Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz.

Fakat sanatkar olamazsınız.

Sanatkar, toplumda uzun çaba ve çalışmalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır.

Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa, tam bir hayata sahip olamaz.

Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.

Ben sporcunun çevik ve namuslusunu severim. Spor, ahlaktır.

Türk gençliği, sağlıklı yetişip spor yaparsa ulusumuzun geleceği güvence altındadır.

Sporda başarılı olmak için bütün milletçe sporun niteliği ve değeri anlaşılmış olmak ve ona kalpten sevgiyle bağlanmak ve onu vatan görev saymak gerekir.

Ben Türk gençliğinin spor yaparak güçlü olmasını isterim.

Hiçbir millet aynen diğer bir milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü bir millet, ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne de kendi milliyetçiliği içinde kalabilir.

Tarih, bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkar etmez.

Milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.

Vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor, bilim ve ustalık, yüksek uygarlık, hür düşünce ve hür yaşayış istiyor.

Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya lâyıktır.

Bu memleket tarihte Türk'tü, bugün de Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.

M. KEMAL ATATÜRK

"Bir kadında zeka aranılan bir özellik değildir.Önemli olan sadakattir.Benim annem bir dahi değildi ama Alman ülküsüne benim gibi üstün bir evlat yetiştirdi!"-Adolf Hitler

"Önceleri Yahudilerin bir ıssız adada yada benzeri ortamda toplanmasını düşünüyordum ama onları tanıdıkça her birinin görüldükleri yerde öldürülmeleri gerektiğine karar verdim."-Adolf Hitler

''On dört yaşımdan beri papazların belletmeye çalıştıkları safsataların tesirinden kendimi kurtardım.Kesinlikle inanıyorum ki,bu deli saçması gösterileri birisi dinamitle havaya uçurmalıdır.''-Adolf Hitler

"Gözlerimi kapattığımda bilemeyeceğim,ama şimdi biliyorum;parti yaşayacak ve insan iradesinin sınırlarını aşarak,Almanya'yı şanlı bir geleceğe hazırlayacak.İnanıyorum ve biliyorum..."-Adolf Hitler

"Bir erkeğin ailesi ve ulusu açlık tehlikesi ile karşılaşmadığı sürece avcılık çok ahlaksızca bir eylemdir."-Adolf Hitler

Bayrak denen şey pislik yığını üzerine çekilen paçavradır.”-Benito Mussoloni


"Bir insanın ölümü dramatik,on insanınki trajiktir.Bir milyonun ölümü ise sadece bir istatistiktir."-Josef Stalin

"Dünyaya bir daha gelecek olsam,reklamcılık yapmak isterdim. "-Franklin D. Roosevelt

"Ayakta ölmek,diz üstü yaşamaktan daha iyidir."-Franklin D. Roosevelt

"Korkulacak tek şey korkunun kendisidir."-Franklin D. Roosevelt

"Birisi yapabilir misin diye sorarsa,elbette! diye cevap ver,sonra da nasıl yapılacağını araştırmaya başla."-Theodore Roosevelt

"En iyi Kızılderili'nin ölü Kızılderili olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmeyeceğim.Ama onda dokuzunun ölü olması gerektiğine inanıyorum;üstelik onuncu vakayı da pek öyle derinlemesine soruşturmak niyetinde olmayacağımı belirtmeliyim."-Theodore Roosevelt


"Yoksulluk çok pahalı bir lüks.Maliyetini karşılayamayız.''-Eleanor Roosevelt


"Şampanya soğuk,büyük miktarlarda ve bedava olmalıdır."-Winston Churchill

"İtfaiye ile ateş arasında tarafsız kalamam!"-Winston Churchill

"Kısa sözler en iyisidir.Hele eski sözler kısa olursa daha da iyidir."-Winston Churchill

"Dün ile bugün arasında bir kavga çıkarsa yarını kaybederiz "-Winston Churchill

"Amerikalılar her zaman doğru olanı yapacaktır,tüm diğer seçenekleri tükettikten sonra…"-Winston Churchill

"Başarı hevesinizi kaybetmeden başarısızlıktan başarısızlığa koşmaktır."-Winston Churchill

“Bir damla petrol bir damla kandan değerlidir.”-Winston Churchill


Matematik problemleriniz size zor geliyor diye yakınmayın,inanın benimkiler daha zor."-Albert Einstein

"İnsanların önyargılarını yıkmanın atomu parçalamaktan daha zor olduğu bir çağda yaşıyoruz." Albert Einstein

"Her şey olabildiğince basit olmalı ama daha basit değil."-Albert Einstein

“İki şey sonsuzdur,insanoğlunun aptallığı ve kainat,ama ikincisinden o kadar emin değilim...”-Albert Einstein

"Geleceği düşünerek kuşkulanmak yersizdir.Çünkü gelecek,düşünsek de düşünmesek de gelecektir."-Albert Einstein

"Sıra dışı büyük insanlar,daima sıradan insanların şiddetli muhalefetiyle karsilasirlar."-Albert Einstein

"Hayat bisiklet gibidir,dengeyi kaybetmemek için ilerlemek gerekir."-Albert Einstein

"Tabiat hakkında en anlaşılmaz olan,onun anlaşılabilir olmasıdır."-Albert Einstein

"Tanrı’nın nasıl düşündüğünü bilmek istiyorum.Gerisi detaydır."-Albert Einstein

"Bilimde bulunduğumuz nokta çocuk oyuncağıdır,ama elimizde olan da budur."-Albert Einstein

"Geçmişten öğren,bugün için yaşa,yarın için umut et.Önemli olan;soru sormaktan vazgeçme..."-Albert Einstein

"Bütün bilim günlük düşüncenin işlemden geçirilmesinden başka bir şey değildir."-Albert Einstein
 
Bugün 9 ziyaretçi (10 klik) kişi burdaydı!
www.osmanitarih.tr.gg Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol